“Anne Seccaden Gelsin Bana Dua Et Emi”




Sibiryada yedi yıl esir kalmış bir babanın on çocuğundan birisi olarak ayakta kalmak mı anlatılası  Ya da sekiz çocuğa annelik yapmanın mahareti mi. 
Evin, tarlanın, ahırın işleri yetmez sipariş edilen kilimler dokunacak, eli keser tutan aile bireyleri organize edilip sabah çapacı ırgatlığına da gidilmeli. Harçlık çıkacak sonradan çoğu üniversite bitirecek horanta okutulacak. Hangi birine nasıl yetişilir ki.
Kilim dedim de  kolay mı öyle. Kök boyasından ip boyama seromonisiyle başlayıp  ilmek ilmek dokunan o altı metre karenin teslimi ayları bulur. Sipariş usulü günü gelmeden teslim telaşesi için kirkit sesleri gece  yarılarına kadar sürer de sürer. Defalarca dinleyeceğiniz memleket hikayeleri ezberinizde olsa da bir yandan masıra sararsın hem yarenlik edersin fırsat bulunca da yanı başına oturup bir iki sıra da sen geçersin. Bereket kilim tezgahı evinizin içindedir.
Sekiz kardeşe sekiz kilim eşantiyonu da birer birer tezgahtan çıksa da. En küçük kardeşime bile dokunan kilim yedinci fert olmama rağmen vakitsiz evden de tezgahtan da ayrılık gelip çatınca bana yetişmez türlü sebeplerden.
               Ne zaman benim evime gelse gözleri kah duvarda kah  yerde nakış nakış dokuduğu kilimini aradığın da onun mahcubiyet hissi beni daha bir yaralardı.
Tam otuz yıl önceydi.  Gözleri yakını görmekte zorlansa da eline yarım metrelik örgü şişlerini almış bişiy dokumaya başlamış bir hayli de ilerletmişti. Yarın evlenirsen çocuklara patik örüyorum boyutunu çoktan aşmış. Giydirmemiz mümkün olamayacak sveter sınırları da geride kalmıştı. Ve her sırasına bir nakış hattıyla devam etmesi beni şaşırtmıştı. Çok özeniyor çok zahmet ve gayret gösteriyordu. Hiçbir kiliminde bu hassasiyeti hissetmemiştim.
Dokuma o kadar büyüdü ki taşımakta zorlanıyor ama her kilimdeki bir nakış örneğini diğer sıraya işliyordu adeta. Yedi kardeşe dokuduğu kilimdeki en zor örneği bu örgüde birleştirmişti adeta. İlgilenmiyor gibi görünsem  de gizliden her gün takip ediyordum. O gözlerle o yaşta bir metreyi aşan boyuttaki el sanatını nihayet tamamlamış ve bir Cuma günü beni yanına çağırarak;
“Oğlum vaktiyle kilim dokuyamadım ama o kilimlerden daha kıymetli bişiy ördüm sana. Bu bir seccade. Siz köyde kaset dinlerken hep duyardım “zincirler kırılsın Ayasofya açılsın” diye. Bu seccadem sana hediyemdir. Şartım ve vasiyetimse onula ilk namazı Ayasofu da kılmandır. Tabi seksen küsür yıldır kapalı olacağını söyleyemesem de yutkunarak alıp 30 yıldır duvarımda beklettim hep arkasındaki yer örtüsü yıpranıp çürüyen bu ana yadigarı seccademi. Öyle ki sofyayı camiye yabancı görüp yakıştıramadığından bilinçli olarak Ayasofu derdi  Ayasofyaya.  Onu 2000 yılında kaybettik. Ana yadigarı seccademle  ana vasiyetini gerçekleştirmek üzere ilk vazifesi için 23 temmuzda İstanbul yolundayım.
Cennet Mekan….

Yorumlar

  1. Bir ananın ilmek ilmek dokunan duası.
    Üstad'ın yıllar önce dinlenen dizeleri
    Yıllar sonra kırılmış zincirler.
    Anaların duası kabul olmuş.
    Evlat vasiyeti yerine getirmiş inşallah.
    Ne mutlu o güzel anaya...
    Ne mutlu o evlada...
    Cumanız mübarek olsun.


    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Dağ Yolu

Oba Maçı

Bir Damla İçin Yağmurdan Sonra