Kayıtlar

Bir Damla İçin Yağmurdan Sonra

Resim
Çocuktuk. Bilmezdikte. Yağmur yağar ıslanırdık. Toprak burcu burcu kokar. Hayvanlar da çiçekler de o an bayramlık elbise ve  kokulara bezenirdi. Ortalık tertemiz oluverirdi. Koca yeryüzü yeniden doğardı adeta. Ortalık dinginleşir. Köşe bucakta çer çöp kalmazdı. Hele de yağmur sonrası gelen sel yok mu. Alıp ayakkabılarınızı elinize, hafiften çelme takan cesametteki debiye inat çıplak ayakla buz gibi sudaki yürüyüşünüz ne biliyim hangi kum terapi seanslarına denktir. Amma ne ıslanırdık. Sudan çıkmış sıçan buralardan isim alsa gerek. Yağmurdan sonra mı? Yeryüzünün diğer ikramı yayılırdı tüm  yazıya.  "Doğ ey güneş erit taştan adamı. " "Yaprak düşsün yere bir bir.  Usul usul kalbime gir. " Baharın sonları yazın başları. İkindi güneşine de bakar mısınız? Bu ne cömertlik ya rabbim. Biz de bir kural vardır. Tarlada ki biçilmiş başağın üzerine bile yağmur yağsa isyan edilmez. Onun adı rahmet.  Onun adı berekettir. Anadoluda topraksa eviniz. Yağmur bir tedirginliktir he...

Oba Maçı

Resim
 Oba Maçı Eskiden köy vardı. Ve çocuklar. Ve mahalleler. 3 mahallenin 3 de takımı elbette. Takım dersen doğaçlama. O anda karar verilir. Evine ulaşılana haber salınır. As futbolcular bir şekilde takıma implante edilir. Figürasyon bir şekilde yedeklenirdi. Takımı kim kurar. Evrensel kural burda da geçerliydi. Elbette güçlüler. Yok top kiminse onun sözü geçerli olur tesellemesi yerel maçların kuralı olabilir belki. Lakin yarı milli denecek oba maçlarının raconu bellidir.  Hazırlıksız. Isınmaymış. Rakip takım henüz hazır değilmiş.Kimin umurunda.Sen takımın bel kemiğini alıp iki yanına  aşağı obaya takım kafilesiyle konvoy halinde hareket ettin mi. Rakip obanın çayırına  varasıya karşı obanın takımı da yavaş yavaş ete kemiğe bürünürdü.  Her oba takımının bir adı bir de forması olur. Lakin formalar hep aynı renk seçilirdi.  Zarureten tabi. Renk beyaz şekil askılı ve yarım kısa kollu atlet ennihayetinde. Takımın ileri gelenin taktirine uygun olarak ekipte varsa b...

Dağ Yolu

Resim
Dağ Yolu! Dağ yolunu aştın mı bizim köy orda işte. Artık asfaltın kenarına kadar uzanan bir zamanlar belediyelik bile olan kışlabayırın eteklerini süsleyen bizim köy. Bizim orada gurbetin ayrılığın vedanın terkedişin adıdır aynı zamanda. Kimi okula diye. Kimi iş bulmaya. Kimi babasına olan kırgınlığına küskünlüğüne ama hep bir umuda yolculuğun adı olagelmiştir. Askere de . Almanyaya da. İstanbula da. İlçeye vilayete okumaya da burdan bismillah dendi. Askere gidişler de burdan başlar. Onlu yaşlarda yuvadan ayrılıklar da. Yeneceğiz seni İstanbul hayalleri de . Sırtında yatak serencamlarının başlangıcı da bu ayrılık tepesindendir.. Almanya yolculuklarında da ilk veda tepesi bizim dağ yoludur. Köyün görüntüsünün kaybolupta namı diğer susa yolu dedikleri asfalta uzanan dik tepeden bahsediyorum. 2 km uzunluğunda hafif kıvrımları olan yokuş aşağı ayrılığın adımlarının peşpeşe geldiği  kışlabayırı. Kışın yağan karlarla kızak kayma mekanı. Esen rüzgarıyla yamaç paraşütüne yelken açan bir te...

Çapulcular !

Resim
İlk notlarımı yazmaya başlarken başlığım buydu.  Çapacılar. Bilgisayar her kelimede düzeltmeye gidiyor. Ben de bu iş hızlı olacak galiba diye seri yazıya devam ediyorken göz ucuyla bir de ne görsem. Çapacılar diye yazdığım her kelime çapulcular şeklinde otomatik düzeltmeye uğramış.  Doğruya.  Sabah uyku semesi köyün en çığırtkanının naralarıyla bir elinde azık bohçası diğerin kötü keser. Traktör teknesine(şimdi zenginler römork diyor buna ya) dizilivermişin. Burda da erken gelen şanslı tekne kenarına oturur. Geç kaldın mı ortadaki boşluğa çömersin. Her esikten geçtikçe bir o yana bir bu yana savrulmak kaderindir.  Tarlaya varıpta keser şıkırtıları tozu dumana katınca, uzaktan davulun sesi hoş gelir hesabı seyirlik nal sesleri misali doyum olmaz izlemeye de. Belin kopmuş. Kolun kanadın tutulmuş kime ne.  Yediğin toz. Maruz kaldığın güneşin kritiğini yapmaya zamanın kalmadan saat 10:00 da bir çay molası. Öğlen bir saat yemek arası akşam paydosuna kadar nefes almak...

Almancı Valizi

Resim
O Gün Hiç Bitmese ya Gurbet giden için değil de kalan için çekilesi zor olandır der okumuş zevat. Gurbet kalanı da göçeni de içine alan bir girdabın adı olsa gerek . Ve ayrılık anadan yardan arkadaştan derken Üstad Sakarya Türküsünde Almancılığa oldukça uzaktır zaten. Giden "Almancı Valizi" değil elbette kastım. Almancı valizi gurbetin satır aralarıdır bir bakışta. Vatandan ayrılalı beri Zimmer 1334 nolu "hayım"ın köşesine terk edilen bir kalabalıkta değil. Gün be gün ilmek ilmek dokunurcasına her gün gözden geçirilen . Allahın her günü içine yeni bir eşya malzeme yerleştirilen bir hayat bilgisi kitabı bir hatıra defteridir.  Bu kızıma.  Bu en küçüğe.  Mehmet liseye başlıyacak bu en çok ona yarar.  Direk sözle dile getirilmese de bu hanıma elbet.  Evin genç kızı bunu hemen fark eder zati  hayalleriyle bir bir istiflenir valiz tam koca bir yıl. Ta ki 7. ay gelen de. Almancı Mevsimi başlayıp hasrete kavuşulacak güne kadar.  Komşular,akrabalar,askerlik ar...

Esiroğlu

Resim
  Ve ayrılık. Anadan. Yardan. Arkadaştan... Aslında gurbet; ayrılan için değil de geride kalanlara verilen ad olsa gerek.  Okuma yazmayı  askerde 20 li yaşlarda öğrenip 7 çocuk ve  bir hamile kadını geride bırakarak   dilini bile bilmediği bir memlekete umut dolu bir mecburiyetle gitmek zor bir tercih olmalı.  Resmi olan bir pasaportunuz dışında yapılan her usul gayrı resmi. Günümüz diliyle bir insan kaçakçısı organizasyonu ile. Neyiniz var neyiniz yok toparlayıp nakit olarak teslim edip tek garantiniz bir bilinmeze güvenmek olan kıtalar arası yolculuğun adıdır. Almancılık.  Adres yok. İkamet(oturum) yok.  Çalışma izni yok. Kaçak göçek işlerde hiç bir sendikal ve sosyal hakkınızın olmadığı medeni Avrupanın banliyölerinde işçi olmak için yapılan fedakarlıklar, fedakarlıklar. Yan bahçenin havuçları sökülmüş kalan tek tük gözardı edilenleri "başşaklamak" da bize vazife ola ki  kasım ayında 3-5 havuç bulmanın sevincini  tadarken bir hab...

Şemşamer

Resim
       Her dükkanın önünde bir şemşamer çuvalı. İçinde yan yatmış, şeffaflığı tozdan kaybolmuş ince belli bir cam bardak. Yegane ölçü birimi bu bardak. Hemen her esnafın dükanının önünde bulunurdu. Seyyarı da az değildi. Taze kavruk. Çekke. Ama olmassa olmazı şemşamer.       Şemşamer gibi  dönüp durma ihtarı önemli bir itham deyimiydi. Hala da yok değil. Şemşamer sapı gibi kuruyup kalmışın derlerdi biraz zayıf ergenlere.      Yıllar sonra üniversite için geldiğim  şehirde bulamadım bu lezzeti. 4. sınıfta şunlar ne ola ki diye merak edip tattığım muz yığınları almıştı bizim taze kavruğun yerini. Oysa  yıllarca  ceketin sağ cebini şemşamer için hep boş tutardık. Yanımızdakine ikram için teklif bile edilmezdi. Daldırır cebe avucunuzu cömertçe. Eline vurarak açtırır boşaltırdınız şemşameri. Çitliyerek gezmek ortak hobimizdi. Yatsıleyin cami çıkışı  en az 3-4 kardeş çaprazdaki dükkana gider  eve varasıya bit...